Posthane

"Trust no one!"


Yüzüncüyıldaki evden taşındığım gün evi toplarken bir iş için kapıyı açtım. Bir anda kapının önünde beyaz yavru bir kedinin olduğunu farkettim. Apartmanın 8. katınbda kedinin ne işi var diyesiye kediyi eve aldım. Çocuğun teki sokakta buldu getirdi,annesi de eve gelince istemedi attı diye düşündüm heralde. Zaten evi toplamakla meşguldüm, kedicikte evin içinde gezdi durdu.

Tam eşyaları topladım,arabaya yükledim evden çıkacağım.Birden aklıma kediyi yeni taşındığım eve götürmek geldi.Ev arkadaşımda Amerika'ya gittiği için yalnız kalmıştım,bana ev arkadaşı olur dedim.Kediciği bir çantaya koyup,arabaya atladım.

Yeni eve gelince iner inmez süt alıp kapıda bir kaba koydum.Kedicik karnını doyururken biz de arkadaşlarla eşyaları boşalttık. Hava karardığı için yerleştiremedik. Başka bir yerde kalmaya karar verdim. Giderken kediyi eve koysam belki ertesi gün gelemem,aç kalır diye bahçede bıraktım.Kapıda süt varken nasıl olsa gitmez diye düşünüyordum.

Ertesi gün eski evimde bir işim çıktı.Apartmana girdiğimde bütün katlarda asansörlerin üzerinde bir postit olduğunu farkettim "Apartmanda küçük beyaz bir kedi kaybolmuştur.Görenlerin ya da bilenlerin daire 29'a bildirmeleri rica olunur" yazıyordu. Daire 29 eski kapı komşum oluyor.İçimden len kim getirecek kediyi şimdi onca yoldan geri diye geçirdim ve en alt kattaki duyuru kağıdının üstüne bir not düştüm: "Merak etmeyin. Kediniz güvenli ellerde:)"

Eski evde işimi halledip yeni evime gittim. Ama geldiğimde kedicik yoktu etrafta. Aradım taradım bulamadım.
Benim küçük ev arkadaşım daha ilk günden kaybolmuştu.

Bu hikayenin özeti şu: Ya durduk yere bilmeden hem kedi hırsızı oldum üstüne bir de kediyi kaybettim.
Kıssadan hissesi de şu: Taşınırken apartmanınızda kapınıza gelen kedileri eve almayın. Alırsanız yeni evinize götürmeyin. Götürürseniz kediciği kapıda bırakıp kaybetmeyin.

 Bu kadar.



Hayatım Nuri Bilge Ceylan filmlerine döndü. Güzel manzaralar var ama aksiyon yok. Ve yabancılaşmanın tam ortasındayım.Yeni hayatımdan ve taşındığım evden bahsediyorum.Yaz döneminde bir-iki aylığına kalmak için zabıta blokları diye geçen bir mekana taşındım.Taşra sayılabilecek bir mekan.Evimin çok güzel bir Ankara manzarası var.Ama mahalleye alışmam zaman alacak galiba.

Çünkü 5 yıl Ankara'da kaldığım dönemde öğrenci apartmanlarına,evlerine,öğrenci hayatına farketmeden alışmışım.Bir anda kenar mahalleye taşınınca afalladım sanki. Kenar mahalle dedimse aslında aile mahallesi sayılabilecek bir yer.Bahçeli evler,dar sokaklar.. Kadınlar bahçelerde oturuyor,çocuklar sokakta oyunda. Sanırım civardaki tek bekar benim. Meraklı bakışlar..

Bir de şu kısmı var ki; saat 9'dan sonra civarda açık bakkal yok,gece lambalarının hepsi bozuk.Karanlık çöktüğünde sokaklarda in-cin ve köpekler top oynuyor.

Sinir bozucu şekilde kendimi Anadolu'ya yeni atanmış genç öğretmen gibi hissediyorum.Sinir bozucu dedim çünkü kendimi şehrin merkezine bu kadar ait hissettiğimi farketmemiştim daha önce.Nasıl bu kadar yabancılaşabildim kendime? Sonuçta köylerde büyüdüm, üniversite yıllarıma kadar babamın atandığı okullara yakın olsun diye şimdikine benzer mahallerde oturduk.

Garip..


Aristokrat eğilimlerim olduğunu farkediyorum bazen.Şu fransız devriminin fikri altyapısını hazırlayan genç soylulardan biri gibi. Hem çalışmak yerine bol bol kitap okuma,kendini geliştirme arzusu. Hem de yüreğinde devrimci duygular..Ne güzelmiş öyle ekmek parası için çalışmadan devrim yapmak. Müdür hep söylerim, yanlış zamanda doğmuşum ben.



Ankara yazın garip şekilde "taşra sıkıntısına" tutuluyor.Hani şu kasabalarda,küçük ilçelerdeki o durağan havaya.Zamanın neredeyse duracak kadar yavaşladığı,insanların karınca hızında hareket ettiği,güneşin burnunun dibine kadar geldiği o garip havaya.Sonra Nuri Bilge Ceylan'ı çağırıyorum.Sever bayık taşra hikayelerini.Ne yazık ki; Ankara'da çekecek kare bulamıyor.


Herkesin sana benzemesi ya da sana benzeyen herkese bir yerlerde rastlamak.. Alışkanlık mı? Sadece saplantılı bir eğilim. Böyle yazınca garip oldu. Ne dersin? Sen bişey demezsin.


Vefa bazen çok yorucu bir duyguya dönüşebiliyor.
Nerede ve nasıl biter?
Bitmiyor galiba.


Ne okusam? : Sıradan Sözcükler Ne okusam? : Konuşan Pilav Ne okusam? : Baba Ne okusam? : Doğru insanı bulmak Hayırlı Evlat Ne okusam? : Hezeyanlar Ne okusam? : Makarna romantizmden ne anlar? Ne okusam? : 62'den tavşan olur mu? Ne okusam? : Bazen Ne okusam? : Astronot Olcam Ben Ne okusam? : Dünyanın Sonun Arayan Çocuk Ne okusam? : Hayatın Anlamı Ne okusam? : Boş Kağıt Versem Pekiyi Alır mıyım Hocam? Ne okusam? : Butterfly Effect in My Soul Ne okusam? : Gitme Ne okusam? : sonbahar Ne okusam? : Konuşan Pilav Ne okusam? : Baba Ne okusam? : Kuş Hatıratı Ne okusam? : Kuala Lumpur Ne okusam? : Karanlık MasallarNe okusam? : Eski Şarkı
Posthane'den yazı kopyalayan arkadaşlara selam ederim. Kendileri için ufak bir not: Posthane'de yayınlanan yazıların %99'u alıntı değil.Alıntı olduğu zamanda belirtiyorum zaten. Tamam,yazıları internette yayınlayarak telif haklarımı mahsun kırmızıgül'e devretmiş olabilirim. Ama yine de alıntı yaptığınızda kaynak belirtirseniz sevinirim. Emeğe saygı, repleri unutmayalım. pls,tşk,asl..

Arşiv

Twitter




DİKKAT ŞİİR!
Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare, geniş bir anın
Parçalanmaz akışında.

Tanpınar

Blog İstatistiği

Sayaç


Blog Widget by LinkWithin